Tunus’ta Düşen Son Kale ve Türkiye’nin Sessizliği

February 10, 2022
by Enes Esen, published on 10 February 2022

2011 yılında Tunus Cumhurbaşkanı Bin Ali’yi gösteriler sonrası devrildiğinde bölgede bir umut dalgası oluşmuş ve esen rüzgar kısa sürede Mısır, Suriye, Libya ve Yemen başta olmak üzere bütün Arap ülkelerini etkilemişti. Arap Baharının yaşandığı diğer ülkelerde olduğu gibi, Tunus’ta da rüzgar son zamanlarda tersten esiyor. Yasemin Devriminden beri istikrarlı bir hükümet kurulamamasından dolayı yaşanan siyasi ve ekonomik problemlerin bir türlü aşılamadığı Tunus’ta kriz derinleşerek devam ediyor. Bu bağlamda geçtiğimiz yıl içerisinde Meclisi feshederek yürütme ve yasamanın kontrolünü ele alan Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, son günlerde yargı erkinin de kendi kontrolüne geçmesini sağlayacak bir adım attı ve Yüksek Yargı Konseyini kapattığını açıkladı.

Anayasal kazanımlarının teker teker geriye gittiği Tunus’ta süreç bir anda bu noktaya gelmedi. Devrim sonrasında yapılan seçimlerde hiçbir partinin tek başına hükümet kuracak çoğunluğu elde edemediği ülkede, kurulan çok partili koalisyon hükümetleri kısa sürede yerini bir diğer hükümete bıraktı. Siyasi açmazın yanı sıra ekonomik sıkıntıların had safhaya çıkması ve hükümetlerin COVID-19 salgının da etkisiyle ekonomiyi rayına oturtmayı başaramaması üzerine eski bir anayasa profesörü olan Cumhurbaşkanı Said, tartışmalı bir kararla 25 Temmuz 2021'de meclisin faaliyetlerini askıya aldı ve Başbakanı görevden uzaklaştırdı. 22 Eylül’de ise resmi gazetede yayınlanan yeni KHK’larla yetkilerini genişleterek hem yürütme organını tamamen kontrolüne aldı, hem de kendine yasa yapma yetkisi tanıdı. Başta Müslüman Kardeşler çizgisindeki Ennahda olmak üzere, ideolojik olarak değişik kesimlerde yer alan birçok siyasi parti tarafından bu kararların “darbe” olarak tanımlanmasına rağmen Cumhurbaşkanı geri adım atmadı.

Cumhurbaşkanı Said’in yargı erkinin işleyişinden de öteden beri memnun olmadığı bilinmeyen bir husus değildi. Sıklıkla yargı kararlarını eleştiren Cumhurbaşkanı Said en son geçen Pazar günü (6 Şubat) beraberinde Tunus İçişleri Bakanı ve Emniyet yetkilileri bulunduğu halde yaptığı açıklamada yargı mensuplarını adli soruşturmaları engellemek ve yolsuzluğa bulaşmış olmakla suçladıktan sonra, Türkiye’deki Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na (HSK) karşılık gelen Yüksek Yargı Konseyi’ni kapatmaya karar verdiğini ve söz konusu Konseyin artık tarihe karıştığını ilan etti. Her ne kadar Yüksek Yargı Konseyi, anayasal bir kurum olan Konseyi kapatmak için Cumhurbaşkanının gerekli hukuki yetkiye sahip olmadığını ve bu kararı tanımadıklarını duyursa da, Cumhurbaşkanının açıklamasının ertesi günü (7 Şubat), Konseyin kapısına polis tarafından kilit vuruldu ve çalışanların içeri girmesine müsaade edilmedi.

Diğer taraftan, ekonomik açıdan da Tunus ciddi sıkıntılarla karşı karşıya. Petrol ve doğal gaz gibi doğal kaynaklardan mahrum olan Tunus’un en önemli döviz kaynağı olan turizm sektörü önceki yıllarda gerçekleştirilen terör saldırıları nedeniyle sıkıntı yaşıyordu. Turizm kendini toparlayamadan gelen COVID-19 salgını bu sektöre ağır bir darbe daha vurdu ve ülke ekonomisi 2020 yılında %8.8 küçüldü. 2021 yılında ülkenin %2’lik bir büyüme gerçekleştirdiği tahmin edilse de enflasyon ve işsizlik kötüleşmeye devam ediyor. Kamu maliyesini rahatlamak için IMF ile yapılacak reformlara ilişkin görüşmeler henüz sonuçlanabilmiş değil. Şeker ve pirinç gibi bazı ürünlerin piyasada bulunmasında şimdiden zorluk çekiliyor ve önümüzdeki dönemde ödemeler dengesi, maaşların ödenmesi, temel ihtiyaç maddelerinin ithali gibi sorunların büyüyebileceğinden endişe ediliyor. Bu bağlamda, Ocak ayında bazı devlet memurlarının maaşlarının vaktinde ödenmemesi üzerine ayyuka çıkan Merkez Bankasının maaşları verebilmek için karşılıksız para bastığı ve ülkenin iflas etmek üzere olduğu yönündeki iddiaları reddeden Tunus Maliye Bakanı Sihem Boughdiri Nemsia ülkenin iflas riskinin bulunmadığını ve önümüzdeki aylarda maaşların vaktinde yatacağını vurgulamak durumunda kaldı.

Tunus’taki bahse konu gelişmeler diğer ülkeler tarafından da yakından takip ediliyor. ABD, AB, İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya, Kanada Büyükelçileri yaptıkları ortak açıklamada Yüksek Yargı Konseyi’nin kapatılmasını eleştirdi ve güçler ayrılığı ilkesinin demokrasinin işlemesi için esas olduğuna dikkat çekildi. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği de aynı minvalde bir açıklamada yaptı. Son gelişmeler karşısında Türkiye ise dikkat çekici şekilde sessizliğini koruyor. Ne 22 Eylül’de Tunus Cumhurbaşkanının yasama rağmına yetkilerini genişletmesine, ne de 6 Şubat’ta Yüksek Yargı Konseyi’nin kapatılmasına ilişkin olarak lehte veya aleyhte Türk makamlarından tek bir resmi açıklama yapılmadı.

Müslüman Kardeşler geleneğinden gelen Ennahda’yla ideolojik yakınlığı bulunmasına ve Ennahda’nın yaşananları sert bir şekilde protesto ederek gelişmeleri darbe olarak nitelendirmesine rağmen Türkiye’deki yönetimin tarafsız kalmayı tercih etmesinin Tunus’un içişlerine karışmamak noktasında alınan bir ilkesel tutumdan kaynaklanmadığını biliyoruz. Zira Tunus Meclisi 25 Temmuz’da feshedildiğinde, Türkiye’den bazı üst düzey yetkililer yaşananları darbe olarak nitelemiş, Türk Dışişleri ise “halkın iradesini temsil eden Meclis’in faaliyetlerinin askıya alınmasından derin endişe duyduğunu” belirtmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Tunuslu mevkidaşıyla yaptığı telefon görüşmesinde meclisin çalışmalarının devamının önemi vurgulamıştı.

Türkiye’nin son dönemdeki sessizliği birkaç ihtimalle açıklanabilir. Öncelikle, Tunus’ta dengelerin son dönemde seküler kesimler lehine ve Ennahda aleyhine gelişiyor olması hasebiyle Türkiye, Tunus toplumunun diğer kesimleriyle arasını açmamak ve siyasi bakımdan bir denge politikası gütmenin yerinde olacağını değerlendirmiş olabilir. İkinci olarak, Mısır’da 2013’te Müslüman Kardeşlerin devrilmesinden sonra Ankara’nın Mısır Başkanı Sisi aleyhine takip ettiği politikanın Türkiye’nin ilişkilerine verdiği zarardan ders alarak menfaatlerini korumak için Tunus’ta etkisi azalan Ennahda’ya açıktan destek vermeyi yeğlememiş olabilir. Nitekim Türkiye-Tunus ticari ilişkileri açık şekilde Türkiye lehine cereyan ediyor. Türkiye’nin 2020 yılında Tunus’a ihracatı 928 milyon Dolar, ithalatı ise 160 milyon Dolar seviyesinde gerçekleşti. Son olarak, Ankara bölgesel ilişkilerinin selameti için Müslüman Kardeşlerle organik ilişkisi bulunan Ennahda’yla birlikte hareket ediyor görüntüsü vermek istemiyor olabilir. Türkiye son dönemde Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır gibi Arap ülkeleriyle arasındaki buzları eritmeye çalışıyor ve bu ülkeler en önemli iç tehditlerden addettikleri Müslüman Kardeşlere Ankara’nın verdiği desteği kendilerine karşı hasmane bir tutum olarak değerlendiriyor. Dolayısıyla Ankara Tunus’taki krizde aktif bir pozisyon almayı Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır ile yürütülen görüşmeler bakımından tehlikeli görmüş olabilir.

Ezcümle, güçler dengesinin değiştiği Tunus’ta Cumhurbaşkanı Said’in yürütme, yasama ve yargı organlarının fiilen kontrol altına alması ülkenin devrik Cumhurbaşkanı Bin Ali’nin günlerine dönmekte olduğu yönündeki endişelerini artırıyor. Bununla birlikte, bu yaz aylarında mevcut yarı-başkanlık sistemi yerine muhtemelen başkanlık sistemini esas alan yeni bir anayasanın referanduma götürülmesi, Aralık ayında ise yeni anayasa çerçevesinde meclis seçimlerinin yapılması öngörülüyor. Ne var ki söz konusu takvimin zamanında uygulanabilmesi bir yana, meclis seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının diğer erklerle güç paylaşımı yapmayı fiilen kabul edip etmeyeceğini kestirebilmek bu aşamada pek mümkün gözükmüyor. Süreci yakından takip eden Türkiye ve diğer ülkelerin tepkileri de muhtemelen bu gelişmelere göre yeniden şekillenecek. Sonuç olarak siyasi çalkantı ve etkisini günbegün artıran ekonomik kriz nedenleriyle ülkenin yeni bir patlamanın eşiğine gelme tehlikesi yaşanıyor.

You may also like

No items found.
No items found.