Avrupa Birliği'nin Gözden Kaçırılan Ticaret Anlaşmaları Avantajı

June 25, 2026
by Mehmet Demirbaş, published on 25 June 2026
Avrupa Birliği'nin Gözden Kaçırılan Ticaret Anlaşmaları Avantajı

Avrupa Birliği, onlarca yıldır ekonomik bütünleşme, serbest ticaret anlaşmaları ve ortak pazar sayesinde dünya ekonomisinde söz sahibi bir aktör oldu. Ama son yıllardaki ticaret savaşları, enerji krizleri ve jeopolitik gerilimler bu gücün ne kadar sağlam olduğunu tartışmaya açtı. Bazıları Avrupa’nın eski avantajını kaybettiğini söylerken, diğerleri AB'nin hala ciddi bir güç kaynağı olduğunu savunuyor.

I. AB’nin Yapısal Sorunları

AB'nin rekabet gücüne yönelik eleştirilerin ardında bazı ciddi sebepler var. Yüksek enerji maliyetleri üretim giderlerini artırıp Avrupalı şirketleri küresel pazarda zora sokuyor. İnovasyonda gerilik, dijital dönüşüm eksiklikleri ve yetenek açığı da sık dile getiriliyor. İç pazarın bazı alanlarda hala tam bütünleşememesi ise ekonomik verimliliği baltalıyor.

Nitekim, Avrupa’nın avantajını yitirmekte olduğuna dair en sert tespit AB'nin talebi üzerine hazırlanan ve Eylül 2024'te yayınlanan Draghi Raporu’nda yapılıyor. Avrupa Merkez Bankasının eski Başkanı Mario Draghi tarafından hazırlanan söz konusu raporda düşük inovasyon, yüksek enerji fiyatları ve beceri açıkları yüzünden AB'nin rakiplerinin gerisinde kaldığı belirtiliyor. 

Aynı konuyla ilgili hazırlanan 2024 yılında Avrupa Parlamentosu'nun değerlendirme notu da tek pazarın hala tamamlanmadığını, rekabetçiliği güçlendirmenin artık kaçınılmaz olduğunu belirtiyor. Donald Trump’ın ABD’de ikinci kez başkan seçilmesinden sonra AB’nin ekonomik sıkıntı arasına küresel ticaret savaşları da dahil oldu.

ABD-Çin arasında başlayan bu ticaret savaşı AB’yi olumsuz etkiledi. Nitekim, Avrupa Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Luis de Guindos, Mart 2026'da gümrük tarifelerinin, tedarik zinciri kesintilerinin, enerji şoklarının ve iç pazar parçalanmasının rekabet gücünü kemirdiğini söyledi. Aynı konuşmada hizmetlerin AB ekonomisinin dörtte üçünü oluşturduğunu, ama AB-içi hizmet ticaretinin yeterince gelişmediğini, dijital ödemelerin üçte ikisinin Avrupa-dışı şirketlerce işlendiğini ve Çin rekabetinin Avrupa'nın geleneksel sektörlerine sızdığını da ekledi.   

II. AB’nin Ticaret Ağları

Her şeye rağmen, bu küresel rekabette AB’nin elinde önemli kozlar bulunuyor. AB, dünyanın en kapsamlı ticaret anlaşmaları ağına sahip. Çok sayıda ülkeyle imzalanan serbest ticaret anlaşmaları sayesinde Avrupa malları, hizmetleri ve yatırımları geniş bir coğrafyada serbestçe hareket ediyor. Her nedense bu husus AB’ne dair yapılan genel değerlendirmelerde pek vurgulanmıyor. 

AB bu ticaret ağını ticaret savaşları başlamadan onlarca yıl önce, hiç kimse böyle bir kriz öngörmeden kurdu. Avrupa Komisyonu'na göre AB, dünyanın en büyük ve en hızlı büyüyen ticaret anlaşmaları ağına sahip. Bu ağ 76 ülkeyi kapsıyor ve dünya GSYİH'ının yüzde 38'ini temsil eden 72 ülke için en büyük ticaret ortağı konumunda. 2022'de AB'nin serbest ticaret anlaşmaları üzerinden yaptığı ticaret ilk kez 2 trilyon avroyu aştı

AB-Japonya Ekonomik Ortaklık Anlaşması 2019'da yürürlüğe girdi ve küresel GSYİH'ın üçte birini kapsayan, dünyanın en büyük ikili ticaret anlaşmalarından birini oluşturdu. Kanada ile CETA ve Güney Kore ile 2011'de yürürlüğe giren anlaşma da bu kategoride. Bu anlaşmalar sadece tarifeleri değil, hizmetleri, yatırımı ve fikri mülkiyeti de kapsıyor. PIIE'ye göre AB, Hindistan ve Mercosur'u saymadan bile, 70'ten fazla ülkeyle kurduğu 40'ı aşkın anlaşmadan oluşan dünyanın en büyük ticaret ağına sahip.

Akdeniz havzası da bu ağın önemli bir halkasını oluşturuyor. Cezayir, Mısır, İsrail, Ürdün, Lübnan, Fas, Filistin ve Tunus ile imzalanan ortaklık anlaşmaları AB'yi bölgenin neredeyse tamamına bağlıyor. Türkiye'yle 1996'dan beri süren gümrük birliği ise sıradan bir anlaşmadan çok daha derin bir entegrasyonu teşkil ediyor. Latin Amerika cephesinde Mercosur anlaşması yürürlüğe girince AB'nin bölgede resmi ticaret anlaşması bulunan ülke sayısı 27'ye çıkacak. 1999'da başlayıp onlarca yıl tıkanan müzakereler 6 Aralık 2024'te mutabakata bağlandı. AB bu süreci tam da ABD'nin ticari baskısını dengelemek için hızlandırdı. Eylül 2025'te müzakereleri tamamlanan Endonezya CEPA anlaşması 270 milyon kişilik bir pazarı kapsıyor. Mart 2026'da müzakereleri tamamlanan Avustralya anlaşması ise sekiz yıllık görüşmenin ürününü Avrupa'ya kattı.

Trump’ın ikinci kez seçilmesinden sonra ABD'yle ticari ilişkiler zorlu bir sürece girdi. Temmuz 2025'te gerilimin tam zirvesinde, AB Komisyonu Başkanı Von der Leyen ile Trump bir çerçeve anlaşmasında uzlaştı. AB Parlamentosu'nun onayı tarife barışı getirecek olsa da bu barışın süresi belirsiz. Bununla birlikte AB'nin kolektif olarak ABD’yle ticari müzakereler yürütmesi ve ciddi tavizler vermemiş olması bir başarı olarak addedilebilir.

Diğer taraftan, Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTÖ) anlaşmazlık çözüm mekanizması, ABD'nin 2019'dan beri Temyiz Organı'na üye atanmasını bloke etmesi yüzünden fiilen işlevsiz durumda. Otuzu aşkın panel kararı "boşluğa temyiz edilerek" askıda kaldı. Küresel ticaretin hakemi büyük ölçüde devre dışı kalmış durumda. Tam da bu boşlukta AB, 2020'de kurduğu ve 57 üyeye ulaşan Çok Taraflı Geçici Temyiz Tahkim Düzenlemesi'ni, kısaca MPIA'yı (Multi-Party Interim Appeal Arbitration Arrangement), devreye sokarak dünya ülkelerine kurallara dayalı, öngörülebilir bir ortaklık modeli sunuyor.

III. Üç Ticaret Bloğunun 2025 Karnesi

AB’nin yaptığı anlaşmaların dış ticarete yansıması rakamlarla ölçülebilir. Aşağıdaki veriler AB, ABD ve Çin’in yalnızca mal ticaretini esas alıyor. AB tarafında ise AB üyesi ülkelerin birbirleriyle yaptığı iç ticaret dahil edilmiyor, sadece AB-dışına yapılan ticaret verileri kullanılıyor.

Bu bağlamda, Euro bölgesinin AB-dışı mal ihracatı 2015'teki 2 trilyon avrodan 2025'te 2,91 trilyon avroya çıktı. Bu on yılda yıllık ortalama yüzde 3,7'lik bir büyüme sağlandığı anlamına geliyor. Avrupa Merkez Bankası'nın verisi de bunu doğruluyor. AB'nin AB-dışı mal ihracatı 2025'te yıllık yüzde 1,9 büyüdü. Dış ticaretin GSYİH'ya oranı AB'de yüzde 43 iken ABD'de yüzde 26'da kalıyor. Başka bir ifadeyle, AB ekonomisi yapısal olarak dışa çok daha bağımlı, bu da elindeki ticaret ağının önemini daha da artırıyor. 

Çin'de ise 2025 mal ihracatı yıllık yüzde 5,5 büyüyerek 3,77 trilyon dolara ulaştı, ticaret fazlası ilk kez 1 trilyon doları geçip 1,19 trilyon dolarlık bir rekora çıktı. ABD pazarındaki ağır tarifeler karşısında Çinli firmalar Güneydoğu Asya'ya, Afrika'ya ve Latin Amerika'ya yöneldi. ABD ise BEA'nın resmi verilerine göre 2025'te 2,19 trilyon dolarlık mal ihracatına karşılık 3,43 trilyon dolarlık mal ithalatı gerçekleştirdi. Böylelikle, üç blok arasında en büyük mal ticaret açığını veren taraf oldu. Nitekim, Trump’ın getirdiği gümrük tarifelerin temel hedefi olan ticaret açığını kapatmak, en azından 2025'te gerçekleşmedi.

ABD ile Çin birbirini yıpratırken, Hindistan'la en derin ticari bağı kuran taraf beklenmedik biçimde AB oldu. 27 Ocak 2026'da Yeni Delhi'de AB ile Hindistan, yaklaşık yirmi yıllık kesintili müzakerelerin ardından kapsamlı bir serbest ticaret anlaşmasında mutabakata vardı. Von der Leyen anlaşmayı "tüm anlaşmaların anası" olarak nitelendirdi. Bu anlaşma 2 milyar insanı kapsayan bir ticaret bölgesi tesis ediyor ve Avrupa'nın Hindistan'a ihracatının 2032'ye kadar iki katına çıkmasını hedefliyor. Hindistan, Avrupa otomobillerine uyguladığı yüzde 110'a varan gümrük vergisini kademeli olarak yüzde 40'a, ardından yüzde 10'a çekecek. Bu da Volkswagen, BMW ve Mercedes gibi üreticilere önemli bir pazar açılımı sağlayacak.

Bu verileri yan yana koyduğunuzda çıkan sonuç şöyle: Çin mal ihracatını çeşitlendirerek büyütmeyi ve rekor bir fazla vermeyi başardı. ABD ticaret açığını kapatamadı. AB ise istikrarlı bir büyüme ve sürekli fazlayla yoluna devam etti, hatta mal ihracatı hacminde ABD'yi geride bıraktı. Hiçbiri net bir kazanan değil ama AB'ye yapıştırılan "kırılgan" etiketi de bu genel tabloyla pek örtüşmüyor.

İki Gerçek, Bir Bütün

Art arda gelen ticaret savaşları ve korumacılık dalgaları AB'yi hem içte hem dışta cephede eş zamanlı hareket etmeye zorluyor. Bu itibarla AB içeride rekabetçiliği güçlendirmek, dışarıda ise yeni ticaret bağları kurmak zorunda. İç reform tarafında rakamlar büyük bir potansiyele işaret ediyor. Avrupa Merkez Bankası’nın hesaplamasına göre, üye ülkelerdeki iç engeller en başarılı ülkelerdeki kadar düşük olsaydı, AB-içi hizmet ticareti yüzde 15'e yakın artabilirdi. Bu oran ABD gümrük tarifeleri yüzünden AB’nin azalan ticaretinin yaklaşık dört katına tekabül ediyor. Başka bir ifadeyle, dışarıdan gelen ekonomik şoka karşı AB'nin kendi iç ticaret engellerini kaldırması önem arz ediyor. 

AB’yle ilgili genel analizlerde sistematik olarak atlanan iki nokta var. Birincisi, AB’nin 76 ülkeyi kapsayan, 72 ülke için birinci ticaret ortağı olan ve 2 trilyon avroyu geçen ticaret anlaşmaları ağı, otarşinin küresel norm haline geldiği ve DTÖ'nün hakemlik mekanizmasının bile tıkandığı bugünlerde sıradan bir olay değil. Nitekim, mal ticareti rakamları karşılaştırıldığında AB'nin ihracatının ABD'yi geride bıraktığı görülüyor. İkincisi, ticaret savaşlarının kızışması üzerine AB, Asya-Pasifik'in olası üçüncü büyük gücü Hindistan'la kapsamlı bir ticaret anlaşması yaptı. Kurallara bağlı ve öngörülebilir ticaret kurma becerisinin bir göstergesi olan bu tarz anlaşmaları akdedilme kabiliyetine sahip başka bir ticaret bloku bulunmuyor. 

Bu nedenlerle Avrupa Birliği'ni ekonomik rekabet gücünü tamamen yitirmiş ve modası geçmiş bir aktör olarak görmek yanıltıcı olacaktır.

You may also like

Rusya Ukrayna Savaşı ve Küresel Gıda Krizi

March 18, 2022
by Mehmet Demirbaş, published on 18 March 2022
Dış ticaret uzmanı ve eski diplomat Mehmet Demirbaş Rusya-Ukrayna savaşının beraberinde getirdiği küresel gıda krizini anlattı.